Monte Pedro 29. Bölüm

Size kaybetmenin ne demek olduğunu kendisi dünyalı, yüreği sevdalı, ihtiyar bir köylünün gözünden anlatacağım.

-Herkes gibi ben de huzuru arar dururdum yeğenim, şu küçücük dünyamın içinde. Nasıl ve nerede doğduğumun bir önemi yoktu bu arayışta. Hayatımın bir yerinde gömülü olduğuna inandığım gizli hazineyi nerede bulacağımı bilmeksizin yalın ayak düştüm yollara. Ben buralıyım… Üzerine basıp geçtiğin şu tezek kokan toprak yol benim!.. Şu gördüğün uçsuz bucaksız tarlaların, çimlere yayılmış ineklerin, az ileride gördüğün koyunların başında korkusuzca bekleyen şu asaleti kendinden köpeğin sahibiydim eskiden. Şimdi seni ağırladığım şu kerpiç evden başka bir şeyim yok.

Gençtim ve henüz cahildim. Bir kızla tanışmıştım ama nasıl bir kız? Bir içim su… Hemen ağzını yayma öyle, sana bir aşk masalı anlatmayacağım. Gözlerindeki gülümsemeyi kaldır ve ciddiyetle takip et. Ne diyordum? Bir kız tanıdım henüz yirmili yaşlarında. Genç, körpe, bir içim su. Anası şehirli şüphesiz ama babasının her ne kadar façası şehirli gibi dursa da yüreği hala köylü. Her sene ziyarete gelirlerdi. Annesi iki kez eşlik etti sadece. Daha sonra yalnızca baba kız geldiler. Burada büyük akrabaları var. Onları ziyaret eder, köy kahvesinde oturur köylünün derdini dinler, elinden gelen yardımı da yapmaktan geri durmazdı.

Köy mezarlıklarını bilmem bilir misin? Öyle çok özenli değillerdir. Zaten birçok insan evinin önüne gömer ölülerini. Ne büyük şans!.. Siz şehirliler ölülerinizden ayrı yaşıyorsunuz değil mi? Bazen kilometrelerce uzakta hatta başka bir şehirde. Biz ölülerimizi gömdükten sonra arkamızı dönüp gitmeyiz. Büyük şehirlinin acısı da büyük oluyor. Çünkü artık dokunamayacak kadar uzak kaldığınız sevdiğinizin mezarından da uzak yaşıyor olmak koyar adama. Oysa onunla dertleşmek başkadır. Ben pek anlamam şiirden, şarkıdan, romandan falan ama yine büyük hikayeler genelde büyük şehir sakinlerinin kaleminden çıkmıyor mu?

Bir öğle vakti, cenazesi geldi köye bu kızın. Ben o kız olduğunu bilmiyorum tabi. Sonra baktım anası göründü kalabalığın arkasından. Ama şehirli halinden eser yok. Yalın ayak yürüyor, tezeklere basa basa. Hiçbir şey umrunda değil. Baba mağrur görünmeye çalışsa da beceremediği çok belli. Ağlayacaksın evlat. Yürek seni buna zorluyorsa ağlayacaksın. Bir çift terlik yetiştirdim kadının ayağına hemen. Şehirde yüzüne sürdüğü boyalardan eser yok. Öyle bir süzülüyor ki yaşlar gözünden, tarifi mümkün değil.  Feryat figan yok, kimseden çıt çıkmıyor. Fakat birisi azıcık ses etse acısından, kıyamet kopacak

  Bir insanın tabutu mezarına indirilirken, en büyük yası merhumun kendisi tutar. Kolay mıdır evlat? İnanasın gelir mi? O beden sensin. Hakkında en iyi bilgiye sahip olduğun, en tanıdık, en sana ait olan parçan şimdi gidiyor. Kendi ölü bedenine bakmak… Bir insanın kabullenebileceği, yürek yaralayan en sikko gerçek bu olsa gerek. Neyse uzatmayalım, annesi ve babası ertesi gün evlerine geri döndüler. Şaşırdım. Ulan yedisi, kırkı falan… İki gün geçmedi, cumartesi koca bir tır yanaştı karşı evin önüne. Bu sefer anladım tabi onlar olduğunu. Eşyaları sağa sola yayarak evin içine taşıdılar. Hemen gittim yardım ettim toparlanmalarına. Bir günde oturulacak hale geldi ev. Pazar günü sessiz geçti. Pazartesi günü babası mezarlığı ıslah etmek için birkaç adamla geldi. Ne kadar ölü varsa köyde hepsinin mezar taşını yazdırdı. Etrafını çevirtti. O kadar güzel oldular ki ulan ölesin gelir. Üzülsen mi sevinsen mi karışık bir durum. Annemin mezarının başına geldim ve dedim ki “Sevdiğini kaybetmiş bir yürekle dil arasına hiçbir cümle köprü olamaz”

“Monte Pedro 29. Bölüm” üzerine 2 yorum

  1. İzin verirseniz sosyal medyada paylaşabilir miyim yazı için teşekkürler

    1. Kaynak göstererek yayınlarsanız telif sorununu ortadan kaldırmış oluruz. Alakanız için teşekkür ederim. Dost sevgilerimle…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir