Monte Pedro 31. Bölüm

Saat: 18:55 ve olmam gereken yere yakın bir binanın köşesine saklanmış, buluşacağım kadının gelip gelmeyeceğini merakla beklerken, onu rahatça tanıyabilmek için arada bir kaç defa  daha fotoğrafa göz attım. İşte geldi!.. Aceleci davranmaktan kaçınıp olduğum yerde kalarak çevreye şöyle bir göz gezdirdim. Etrafta şüphe çeken bir araç ya da kadını göz hapsine almış başka bir kişi var mı, yok mu anlamaya çalıştım. Herhangi bir detay gözüme çarpmadı. Bu sefer, ilk buluşmanın aksine sinsice yaklaşan ben olmak istedim. Yavaşça dokundum kadının omzuna. Bir elindeki fotoğrafa bir de bana baktı ve anlamak için sordu. “Monte Pedro?” Gülümseyerek onayladım. Tam elini sıkacağım sırada etraftan silah sesleri gelmeye başladı. Bir kurşun kadının trakesine isabet etti. Nefes almakta güçlük çekerken, gözleri yuvalarından fırlayacak gibi büyüdükçe büyüyordu. Sonunda direnecek gücü kalmayan incecik bedeni kucağıma yığıldı.

Ne yapacağımı hiç bilmiyordum. Büyük ihtimalle hedeflerden birisi de bendim. Kadını usulca yere bırakıp saklanacak güvenilir bir yer aradım kendime. Kurşunların yanımdan geçtiğini hissedebiliyordum. Silahımı çıkardım ve doğruca az önce saklanmış olduğum binanın aynı köşesine koşarak siper aldım. Ateş edenleri görebiliyordum. Gecenin karanlığında bir alev gibi parlayan namlular, adamların saklandığı aracı açıkça belli ediyordu. Rastgele üzerlerine ateş açmak, kurşun ziyanlığından başka bir şey olmayacaktı. Stratejik davranabilirdim. Bu arada ateş sesleri kesildi ve araç hızla hareket etmeye başladı. Elimden kaçmalarına izin vermek gibi bir niyetim yoktu. Ana cadde temizlenmiş olduğu için taksiler rahatça çalışabiliyordu. Bir taksi durdurdum hemen ve aracı takip etmek üzere yola koyulduk. Elimdeki silahı gören taksici biraz korkmuş olsa da sonunda kendisine zarar vermeyeceğimi anlamış olacak ki soru sormaksızın rahat bir şekilde takibi sürdürmeye devam etti. Tahminen yirmi beş kilometre kadar daha yol gittik. Sonunda ara sokakların birinde, bir deponun önünde durdular ve araçtan üç kişinin indiğini saydım. Biz henüz sokağa girmiş değildik. Köşeyi dönerken taksiciyi, sokağa girdikten sonra yavaşlaması ve yaklaştığımız sırada uzunları yakıp kornaya basarak adamların dikkatini üzerimize çekmesi konusunda uyardım. Taksici macera seven bir tipe benziyordu. Ciddiyetle söylediklerimi takip ettikten sonra aracın içinde kendisine, sokakta da taksiye bir konum ayarladı. Şaşırmadım, sevindim çünkü bu desteğe ihtiyacım vardı. Adamları depoya girmeden yakaladık. Hatta taksici uzunları yaktıktan sonra taksiyi üstlerine sürerek adamların afallamasına sebebiyet verdi. Gözüme içlerinden bir tanesini kestirip yaraladım. Diğer ikisini ise öldürdüm. Yaralı olanı taksiye attıktan sonra hemen oradan uzaklaşmamız gerekiyordu çünkü deponun kapısı açılmıştı ve bu da kurşun yağmuruna tutulacağımız anlamına geliyordu.

Taksiye bindirdiğim adamın yarası büyüktü, nefes almakta güçlük çeken adamdan ya şimdi bilgi alacaktım ya da neler döndüğünü öğrenene dek buluşmalara devam etmek zorunda kalacaktım. “Kimsiniz siz, söyle kimsiniz? Beni nereden tanıyorsunuz? Neden peşimdesiniz ve benden ne istiyorsunuz?” Şeklinde, alabileceğim en makul cevabı duyana dek arka arkaya sorular sormaya devam ettim.

-Seni öldürene kadar durmayacaklar. Direnmen anlamsız, kaç ve kurtar kendini. Tek başına onlarla savaşman mümkün değil.

-Kim onlar? Konuşsana, söyle kim? Konuş ulan ölüyorsun…

-Kan nehri Sakinleri….

Bu ismi hatırlıyordum çünkü bu ismi onlara ben vermiştim…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir