Monte Pedro 32. Bölüm

Gündüzün peşine geceyi, insanın peşine eceli takan Tanrı’ya and olsun!.. Ben kendi yazgımdan başkasına boyun eğmedim. Hatta bazen yazgıma da…

Hayatım bir trajedi örneğiyse eğer, bunda en az benim kadar yazgının da payı var. Her şeyin yok olmaktan kesinlikle kaçamayacak olduğu o kara gün geldiğinde, ölümün başı nasıl vurulacaksa, aynı şekilde şikayetçi olduğum yazgının da başının vurulmasını isteyeceğim yüce “Adalet”ten…

Değişmez olanın yazılı olduğu Levh-i Mahfuz’a and olsun!.. İyi bir insan olmak için çok çabaladım. Sorarım… Benliğimin izin verdiği her yerde iyi, alıkoyduğu yerde kötü işler yaptıysam, bunun kabahatinin bütünüyle benim boynuma yüklenmesi ne kadar doğru? Karşı koyamadığım için suçlanabilirim ancak gücümün yettiği kadarından fazlasını çekmemi isteyene de aşk olsun!..

Ben Monte Pedro!.. Hiçbir masumu haksız yere suçlamadım. Geriye dönüp baktığımda, yaptığım bütün hataların yalnızca beni bağladığını açıkça görebiliyorum. Bugün içinde bulunduğum hayat, yaptığım tüm hatalarımın bedeli ve bilinmesi gerekir ki hatalar da hayata dahil.

Ruhumuzu temizleyebilecek sentetik bir ürün yok.

İyice delirdiğim bir yaz akşamı elimde bir kalıp sabun, kasabadaki nehrin yanına geldim ve hiç düşünmeden atladım içine.  Suyun debisi her geçen saniye artıyor ve her defasında daha fazla su yutuyordum. Kayanın birisine başımı çarptığımı hatırlıyorum en son. Uyandığımda kıyıya vurmuş bir halde yatıyordum, elimde sabunumla. Ruhum temizlenmediği gibi kafamdaki acı da yanıma kâr kalmıştı.

Anlıyorum ki herkesin ruhunda dönem dönem fırtınalar kopabiliyor. O gün geldiğinde dikkat edilmesi gereken nokta, fırtınanın şiddettinden ziyade sizi hangi kıyıya sürüklediğidir. Çünkü ruhsal çöküntülerin etkisi azalmaya başladığında, cezirin ardından ortaya çıkan yıkılmış liman şehirleri gibi farklı bir manzara kazanmış olursunuz.  İşte bu manzara, sizin yeni yaşam alanınızdır. Burayı yeniden düzenleyerek yaşanılabilir kılmak için elinizden geleni yapmaktan başka çareniz yok. Çünkü oksipital lobunuza düşen bu görüntü, ilk zamanlar sizi fazla etkilemese dahi ilerleyen süreçte tıpkı öncekiler gibi artan bir ritimle canınızı sıkmaya başlayacaktır…

Kendinizden kaçmak istersiniz ve ne yazık ki başarılı olamazsınız. Buna bağlı olarak ölüm arzusu, içinizde bir kurtuluş yolu olarak kendini hissettirmeye başlar.

İnsan bana göre ölmeyi iki sebepten dolayı ister. Birincisi, çektiği acılara dayanacak gücü kalmadığından, ikincisi ise, daha fazlasını elde etmek arzusuna yabancılaştığı için.

Her şekilde özgür iradeden bahsetmek mümkün olduğu gibi, birincisi, ikincisine göre daha edilgendir. Çünkü birinci nedeni kendisine referans alan kişi, acıların ortadan kalkması durumunda ölme isteğinden büyük oranda vazgeçecek olmasına rağmen, ikinci nedene bağlı ölüm arzusuyla dolan kişi, yeryüzünde kendisini daha fazla doyuma ulaştırabilecek hiçbir sebep görmediği için bilinçli bir şekilde bu arzusundan vazgeçmeyecektir.

O güne kadar beş kişiyi öldürmüştüm ve içimden bir ses bununla yetinmeyeceğimi söylüyordu. Eve gidip eşyalarımı toplamak ve her şeyi geride bırakıp uzunca bir yolculuğa çıkmak istiyordum. Dergiye yazmaktan vazgeçmeyecektim… Tek gelir kaynağımdı…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir