Monte Pedro 34. Bölüm

Kibir, kanserli bir hücrenin bedene yayıldığı gibi yayılır ruha ve kibrinden arınmadıkça insan, kötülüğün pençesinde parça parça olmaya mahkumdur.

Hayatın herhangi bir döneminde mutlaka yapıp etmelerimizle gurur duymuş ve bunu başka işlerle kıyaslayarak kendi yerimizin üstünlüğünü ortaya koyabilmek için uzun uğraşlar içinde bulunmuşuzdur. Bunu yapmanın doğallığı bir yana, mukayese ederken kendimize neyi referans aldığımıza bakmak gerekir.

İnsan her zaman en iyi olmak için çabalayacaktır. Bu uğraşı beyhude görmek, diğer hiçkimsenin hakkı değildir ancak bilinmesi gereken bir nokta vardır ki, yapıp etmelerimiz ne kadar yoğun olursa olsun, bu çaba hiçbir zaman bize, bizden daha iyisinin karşımıza çıkmayacağının garantisini vermez. Ola ki böyle birisiyle karşılaştınız. Onu kötülemek yerine takdir edin ve takdirini kazanmaya çalışın.

Hayatın hangi alanında olursa olsun, kendinizden daha iyisiyle karşılaştığınız hiçbir yerde asla sıkıntı içine düşmeyin!.. Bilin ki bu bir fırsattır. Bu fırsatı değerlendirmek için ne gerekiyorsa yapın ve en önemlisi de ne şart altında olursa olsun, kendinizden daha iyisiyle karşılaştığınızda kibrinize yenik düşüp o kişiden nefret etmek yerine, dostluğunu kazanmak için uğraşın. Her ne kadar ikinci iyi olduğunuzu düşünseniz de birincinin birinci tercihi olmak demek, onunla aynı konumda bulunmak demektir. Herhangi lokal bir konuda ondan alacağınız destek, sizi yine seçmiş oldunuz konu üzerinde birinci yapmaya yetecektir.

Kibir sinsi bir hastalıktır. Onu fark etmeniz için büyük bir içgörü içerisinde olmanız gerekir ki bu da insanın kendi ruhunun derinliklerine inene dek bıkmadan, yorulmadan yapmak durumunda olduğu zorlu bir kazı çalışması anlamına gelir.

Aynadaki suretiyle sohbet eden bir insanın, konuşmaya hangi konuyla başladığı ve konunun nerelere geldiği hakkında tam bir fikri olmayabilir. Öyle ki aynanın karşısında geçirdiği süre bazen tahmin edilenden çok daha fazla olabilmektedir. Neredeyse hemen her konu üzerinde insan biçimci düşünmek zorunda olduğumuz için, tavana bakıp yapılan içgörü ile aynada yapılan içgörü arasında da bazı farklar vardır. Aynadan size yansıyan kendi jest ve mimiklerinizden büyük ölçüde etkilenirsiniz. Bu da konuşmanın şiddetini artıracağı gibi, sohbete konu olan problemleri de çeşitlendirebilir.

İçgörü yapmanın kazı çalışması olduğunu yeniden hatırlatmak isterim. Öyle ki toprağı kazdıktan zaman sonra elinizdeki kazmaya direnen ve zorluk çıkaran taşlar gibi, egonuz da size direnecek ve daha fazla içgörü yapmamanız için adeta düşüncelerinizin yoluna taş koyacaktır. Engellenen eylemlerden örnek olarak “itiraf”ı verebiliriz. Aksine de inkar. Yalnızca kendimizin bildiği suçları her ne kadar kendi içimizde inkar edemesek bile asla bir itiraf olarak da dile getirmeyiz. Bu suçların büyük kabahatler olmasına gerek yok. Kibrin örnek suçlardan birisi olduğunu pekala söyleyebilirim. İçgörü yaptıkça bunun farkına varacak ancak her ne şart altında olursa olsun açıkça ben kibirli bir insanım demekten uzak duracağız. Çünkü kibrin olumsuz bir duygu olduğuna, sonuçlarına hemen her yerde denk gelmiş bir topluluk olarak biz insanoğlu, yeterince vakıfız..

Gün içinde kibrinize yenik düşmediğimiz pek az konu var. Bu dengeyi değiştirmek için bir yerlerden başlamak,  yegane amacımız olan “erdem” yolunda atılacak önemli bir adımdır…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir