Monte Pedro 35. Bölüm

Alışkanlıklar kendi başına kazanılmaz. Kazanılması için uygun şartların oluşması gerekir. Onlardan kurtulmanın en kolay yolu, yine aynı şekilde uygun şartların oluşmasını beklemektir.

Kitap okuma alışkanlığı kazanamadım hiçbir zaman. Bu nedenle de aslında yazmanın bana uygun olup olmadığı konusunda sürekli bir çelişki içerisindeyim. Dinlemeyi de izlemeyi de severim. Sohbeti hoş insanları saatlerce dinler, konusu güzel olan her şeyi izlerim.

Kitap okumama engel olan birçok nedenim var. Örnek olarak, Schopenhauer’in aşağıdaki sözü, nedenlerimden birine tercüman olabilir

“Okumak, kendi kafanla değil, başkasının kafasıyla düşünmeye benzer.”

Sürekli olarak başka insanların fikirlerini takip ediyor olmanın en büyük handikapı, kendi düşüncelerimize kulak vermeyi terk etmektir.

Diğer bir neden, kitap okurken ortaya çıkan yüksek konsantrasyonun bende uyku haline sebebiyet vermesi. Bu da ilerleyen sayfalarda konuya adapte olmaktan uzak kalmama neden oluyor. Çok denedim ve bu hiçbir zaman değişmedi. Kısa yazılar, kısa paragraflar, ya da uzun yazıları kısaltarak çeşitli okumalar yapabilmekteyim ancak bu durum yine de işi daha uzun okumalara götürebilmem için fayda sağlamaya yetmiyor. Bu nedenle en baştan beri gazetelerde, dergilerde görselliğe ağırlık vererek, fotoğrafçılık yapmamın, editör ya da yazar olmamamın nedeni, okuma alışkanlığı kazanamamış olmamdır. Okumayan bir insan neden yazar ki? Hiç okumayan ama her konuda yazacak birşeyler bulabilen bir insan ne kadar ciddiye alınır? Dahası ve en önemlisi, bunun bir ikiyüzlülük olduğuna inanıyorum.

Hayatımda değer verdiğim büyüklerimden en önemlisi Epiktetos’tur. Yaşadığı süre boyunca yazmaktan uzak durmuş, yalnızca anlatarak düşüncelerini aktarmaya çalışmıştır. Çünkü hiçbir zaman gelecekte yaşayacak olan insanların, bu fikirlerden etkilenmesini istememiştir. Çağının problemlerine yönelik düşüncelerini dile getirirken, gelecekte, kendi çağı ile alakası olmayan bir dönemde yaşayan insanların, eski bir düşünürün ifadelerini kendilerine referans almasını istememiştir Epiktetos. Çünkü dün dündür, bugün ise bugün.

Geçmişte olduğu gibi günümüz insanlarının da üç ayrı dönemi var. Erken, olgun ve geç dönem. Bu üç dönem çoğu zaman birbirinden farklı olabilmektedir. Ancak yine de bazı filozoflarda, erken ve geç dönemin aynı olduğuna rastlanmaktadır. Öyleyse insan, kendi kısacık hayatı boyunca bile, fikirleri üzerinde süreklilik gösteremezken, nasıl olurda ortaya attığı bir düşüncenin, kendi çağından çok sonra bile sorunları çözebilecek olduğuna ikna olur? Bu ne cüret!.. Bu nedenle bir anlamda Epiktetos, kanun hükmünde sayılmayan düşüncelerin yazıyla değil sözle dile getirilmesini savunmuştur. Bu savunmaya herhangi bir yazıda rastlayamazsınız ama kendisinin kaleme almış olduğu hiçbir eserinin olmayışı buna bir kanıt sayılabilir. Fakat benim konuşacak, anlatacak hiçkimsem yoktu. Ancak yazabilirdim. Ne birileri okusun, ne de birileri aydınlansın diye. Yalnızca şifa niyetine… Bunun bir ikiyüzlülük olup olmadığını ise doğru dürüst yorumlayamıyorum.

Sözlü veya yazılı olarak aktardığımız fikirlerin, diğer insanları nasıl etkileyebilecek olduğunu kestirmek büyük ilim. Bilmeden doğru diye yanlışı, haklı diye haksızı savunabiliriz. “İlim ilim bilmektir/İlim kendin bilmektir/Sen kendini bilmezsin/Ya nice okumaktır”.Y.Emre

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir