Monte Pedro 36. Bölüm

Size bir otobüs şoföründen bahsedeyim. Çok sevdiği eşini büyük bir yangında kaybetmiş, çocuğuyla tek başına hayata tutunmaya çalışan bir otobüs şoföründen.

Sevdiğiniz insandan ayrılmanın zorluğu bir yana, tek başınıza çocuk büyütecek olmanın korkusu da insanın yaşama dair cesaretini kırmaya yetebiliyor, anladım…

Bu şoför arkadaş her sabah aynı saatte, aynı duraklardan, aynı yolcuları toplayarak mevki ve becerilerine göre şehre dağılmış olan işçileri, iş yerlerine dağıtan bir insan tasnifçisi, adeta belirli adreslere insan dağıtan bir kargo şirketi gibi çalışmaktadır.

Şoför arkadaş her sabah erken saatte oğluyla beraber otobüse binmekte ve oğlunun okuluna kadar olan tüm duraklardaki yolcuları topladıktan sonra okul yoluna saparak onu okuluna bırakmaktadır. Bu süre içerisinde atladığı 417 numaralı durağa yeniden dönerek oradaki yolcuları da alıp rutin rotasında yola devam etmektedir.

Günlerden bir gün yolculardan birisi bundan rahatsızlık duymaya başlar ve ilgili makama, şoför hakkında şikayette bulunur ve olaylar gelişir.

-İyi günler, ben otobüs şoförlerinizden birisi hakkında şikayette bulunacaktım. Konuyla ilgili bir yetkiliyle görüşmem mümkün müdür?

– Tabi sizi personel müdürümüz ile görüştüreyim.

– Teşekkür ederim.

Müdürün oda kapısı çalınır ve şikayette bulunacak yolcu müdürün odasına alınır.

– Merhaba… Ben her sabah CC99OO numaralı otobüsünüzü kullanmakta olan bir yolcuyum. Sabah saatlerinde direksiyon koltuğunda oturan, kısaca tarif etmek gerekirse orta yaşlarda, uzun boylu olan bu şoför, hafta içi her gün okuldan sapmakta ve oğlu olduğunu düşündüğüm bir çocuğu okuluna bıraktıktan sonra, atladığı durağa geri dönmekte ve bize vakit kaybı yaşatmaktadır. Bu şoförle ilgili, az önce anlattığım nedene bağlı olarak şikayette bulunmak istiyorum.

– Şikayetinizi anlıyorum hanımefendi. Bahsettiğiniz şoför geçen sene eşini bir yangında kaybetti. Şimdi oğluyla tek başına hayata tutunmaya çalışıyor. Ne yapması, nereden başlaması gerektiğini de hala tam anlamıyla planlayabilmiş değil. Bir düşünün! Eşinizin, gözlerinizin önünde cayır cayır yandığına şahit olsanız ve simsiyah olmuş cansız bedeni binadan çıkartılırken çaresizce bunu seyretmekle yetinmek zorunda kalsanız neler hissederdiniz? O çocuk, bahsettiğiniz şoförün hayatla olan tek bağı. Sanmayın ki oğluna servis tutmayı akıl edemeyecek kadar aptal, sanmayın ki maddi açıdan çaresiz… Şimdi siz bu bağı koparmak istiyorsunuz öyle mi? Peki gerekli işlemleri başlatacağım ancak bilmenizi isterim ki bu adamın hayata tutunmasını sağlayan bağların koparılmasından dolayı günün birinde düştüğünü görürseniz, sanmayın ki yerçekiminden. Bu yıkımın yegane nedeninin kendiniz olduğunu düşünmekten geri durmayın. Böyle bir insanın düşmesine sebep olmaktan yer çekimi bile utanır fakat siz utanmayın hatta gurur duyun. Herkese anlatın bir yanlışı nasıl da düzeltmiş olduğunuzu, duyduğunuz gururla. Anlatın mutlaka duysunlar bu başarınızı. Duyduğumuz şeylerin kulağa nasıl geldiğinden ziyade onu nasıl anladığımızdır önemli olan. İnsanların kulağı vardır. Hislerin kulağı yoktur. İnsanların hisleri vardır. Hislerin dili yoktur. Onu bu kulaklarla duyamazsınız. Ah hissizleşen, acımasız insanoğlu! Yorgunsun…

-Ben bunu bilmiyordum çok üzgünüm…

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir